11 Ocak 2013 Cuma

SACİT EFENDİ



Sacid Efendi hayatını kaybetti. Yakınlarına ve sevenlerine, mahallemiz sakinleri adına güç ve sabır diliyoruz.
Dün, her sabah olduğu gibi erkenden evden çıkan Sacid Efendi, bu kez her sabahkinden farklı olarak sahilden değil de, sokak aralarından yürümeye karar verdi. Semtin eskilerinden olan bu zat; neredeyse semtten bile eskiymiş gibi tutkundu muhitine. Ne zaman ki; sahil sırası dışındaki tüm araziler başkalarının eline geçti; Sacit Efendi and içti: 'Benim için bu muhit, salt bu sahil güzergahından ibarettir!' ... Hiç yolundan şaşmadan, doğup büyüdüğü evden , büyükbüyükbüyük babasından itibaren kendilerinin olan 'tatlı dükkanı'na gitti, geldi... Yıllarca. O'nun için geri kalan her yer ve bu yerlerde yaşayan herkes görünmezdi. Bu sabah, efendim, nihayet merakına yenildi. Karşıya geçip bir sokağa girdi. Terk edilmiş, korkunç bir yıkıntıya girer gibi tedirgindi. İlk adımında bir top düştü ayak ucuna; çocuklar kıpırtısız durup kocaman gözlerle baktılar yaşlı adama: 'hadi vursana' der gibi. Dümdüz yürüdü gitti. Yanından bisikletli bir oğlan geçti. Sacit Efendi sinirliydi. Renkli vitrinleri televizyon seyreder gibi seyretti. Dükkanların içi, boş bakışlı balıklarla dolu dev akvaryumlar gibiydi. Camlar patlasa denize kadar dayanamaz, ölüp giderlerdi. Kahve ve çikolata kokan bir pencere görüp içeri girmeye niyetlendi. O ne öyle? Masalar da pek dip dibeydi. Çıktı, gitti. Ah, Sacit Efendi. Onca kalabalık yetmezmiş gibi, bir de sokak müzisyenlerine denk gelmez mi? Hem, ne münasebet? Kıyafetleri dahi münasip değildi. Bir bank bulup oturdu. Sabit duran herkesin kaçınılmaz sonu; kızlı erkekli bir çocuk grubu aniden belirdi. Sanki hep oradalar ve bi' an için durunca görülebilirler gibi... Mendil, yarabandı ve şemsiye satmaya kalkıştılar bu şaşkın adama. Adam rüya mı , gerçek mi; bilemedi. 'Çocuklar? Sokakta? Çıplak ayak? Ivır, zıvır satmak?' ... Hemen kalktı ayağa. Bu kadarı yeterdi; kendi dünyasına dönme vakti çoktan gelmişti. Belki de bu lanet yere hiç gelmemeliydi. O an korkunç gerçeği fark etti: yolunu kaybetmişti! Şimdi bu, dilini bilmediği varlıklardan birinin yardımını mı alacaktı? Ölürdü daha iyi. İnatçı adam, sormamak için arandı, durdu. Eh, yıllarca yolun karşısına geçmeyecek kadar inatçı biri işte... Ayakkabısının bağcığı da tam vaktinde gevşemişti. Sıkılamak için eğildi; gözüne bembeyaz iki çıplak bacak ilişti. Doğrulurken bu bacakları tamamlayan mükemmel kalçaları ve gövdeyi, saçları , gözleri iyice izledi. Mükemmel varlık seslendi: 'Merhaba bey amca, iyi misin? Dolanıp duruyorsun, yardım ister misin?' Mahcup Sacit, yanıtlamadan hızla ilerledi. Nasıl olsa bir yolunu bulurdu. O ne güzel kadındı! Sakin olmalı ve yolunu bulmaya konsantre olmalıydı.
Bozuk kaldırım taşlarına takılarak yürümeye devam etti. Neredeyse öğlen olmuş, karnı acıkmıştı. Buranın yemeklerini yemeye de hiç niyetli değildi. Omuzunda bir el hissetti. 'Bey amca, nereyi arıyorsun?' O mükemmel beyaz kadındı . İnadını o çirkin sokağa bırakıp 'Sahile çıkmak istiyorum.' dedi. Mükemmel varlık, mükemmel elleriyle yolu tarif etti. Vay be! Hiç de uzak değildi. Demek ki sırf yol yordam bilmemek, insanı küçücük yerde kaybetmeye yeterdi. Bizimki kadına teşekkür etti. 'Yardımınız için teşekkür ederim hanımefendi.' Kadın gülümsedi:'Rica ederim. Adım Meşakkat , bey amca... Birdaha gelirsen dükkana beklerim. Bak, köşedeki perukçu benim.' Bizimki asla gelmeyeceğini bildiğinden, öylece dikildi. 'Meşakkat?Tuhaf bir isim. Gerçek isminiz mi?' Kadın daha büyük gülümsedi:'Asıl ismim Mehmet, bey amca. Aramızda kalsın tamam mı?' ... İşte o an Sacit Efendi hayatını kaybetti. Hayatı, vücudunu oracıkta terk edip gitti. Vücut öylece terk edilmiş bir kule gibi bomboş kaldı. Gözler daldı. Sesler sustu. Herşey uçup gitti. Bu halde eve kadar gitti. Hayattan bu denli bihaber oluşu, Sacit Efendi' yi ezip geçti. Sokaktaki gerçeğe gücü yetmedi. Yetemezdi.
...
Ya ne olacaktı? Ömrü sadece yalıda ve kendi muhitinde geçen biri; en az, karaya hiç yanaşmadan gezinen bir gemide doğup büyümüş bir insan kadar 'garip'ti tabii ki...
(Bu uzun anonsu yapan da kendisiydi! Oh canıma değsin! Söyledim de rahatladım. Ben mi? Ben, o top oynayan bebelerin en bi' zekisi.)

Hiç yorum yok: